Yönetici Özeti
Çin'in ihracat odaklı büyüme modeli, artan ihracat ve durgun ithalatla karakterize olup, küresel sanayi ekonomileri için önemli engeller yaratmaktadır. Ekonomistler tarafından "komşuyu fakirleştir" politikası olarak tanımlanan bu strateji, küresel tedarik zincirlerinin yeniden düzenlenmesini zorlamakta ve ABD'li ithalatçıların tarifeler ve artan işletme sermayesi ihtiyaçları ile başa çıkarken finansal baskısını artırmaktadır.
Ayrıntılı Olay
Çin, derin iç zayıflıklarını, özellikle de emlak sektörünün çöküşünü telafi etmek için agresif bir ihracat odaklı büyüme stratejisi izlemektedir. Pekin, toplam yatırımda bir düşüşe izin vermek yerine, sermayeyi yeniden tahsis ederek, emlak yatırımındaki azalmayı imalat yatırımındaki artışla dengeledi. Bu durum, iç tüketim kapasitesini çok aşan bir üretim artışına yol açtı.
Sonuç olarak, Kasım ayında 100 milyar dolara yaklaşması beklenen devasa bir ticaret fazlası ortaya çıktı. Bu dengesizlik, ekonomist Michael Pettis'in on yıllardır iç tüketimi ve ücretleri bastırarak imalatı sübvanse etme ve küresel talepten daha büyük bir pay alma politikası olarak adlandırdığı şeyin ürünüdür. İç talep zorlanırken ve deflasyonist baskılar artarken (Ekim ayında TÜFE yıllık bazda sadece %0,2 arttı), ekonomi aşırı üretimini dışa aktarmaya giderek daha fazla bağımlı hale gelmektedir.
Piyasa Etkileri
Bu politika, küresel ekonomide önemli ayarlamaları zorlamaktadır. ABD şirketleri, tedarik zincirlerini Çin'den uzaklaştırarak aktif olarak çeşitlendirmektedir. Wells Fargo (WFC) verilerine göre, Çin, Hong Kong ve Kore'den gelen tedarikçi hacmi son on yılda toplamın %90'ından %50'sine düşmüştür.
Veriler, ticaret akışlarında belirgin bir geçiş olduğunu göstermektedir:
- ABD'nin Çin'den ithalatı yıllık bazda %26 düşmüştür.
- Buna karşılık, ABD'nin Vietnam (+%23), Tayland (+%9,3) ve Endonezya'dan (+%5,4) konteyner ithalat hacimleri artmıştır.
Bu değişim sorunsuz değildir. ABD'li ithalatçılar, tarifeler ve lojistik karmaşıklıklardan kaynaklanan artan finansal gerginlikle karşı karşıyadır. HSBC Holdings (HSBC), yeni tarifelerin uygulanmasından bu yana ticaret finansmanı akışlarında %20'lik bir artış olduğunu bildirmektedir, çünkü şirketler daha yüksek maliyetleri ve yeniden müzakere edilen ödeme koşullarını yönetmek için daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duymaktadır. Yakın zamanda yapılan bir HSBC anketi, ABD şirketlerinin %70'inden fazlasının artan işletme sermayesi ihtiyaçlarıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koymuştur.
Daha geniş anlamda, Goldman Sachs ekonomistleri, Çin'in büyüme modelinin dünyanın geri kalanının GSYH büyümesini yıllık 0,1 puan azaltarak Avrupa, Doğu Asya ve Meksika'daki sanayi ekonomileri için engeller yarattığını tahmin etmektedir.
Uzman Yorumu
Ekonomist Michael Pettis, bu dinamikleri anlamak için net bir çerçeve sunmaktadır. Çin gibi fazla veren bir ülkenin aşırı tasarruflarını ABD gibi gelişmiş, tasarruf kısıtlaması olmayan bir ekonomiye ihraç etmesinin üretken yatırıma yol açmadığını savunmaktadır. Bunun yerine, alıcı ülke içsel olarak ayarlama yapmalıdır.
"Eğer ülkem ekonomimdeki imalat payını artırmak için sanayi politikası uygularsa, beğenseniz de beğenmeseniz de, benim sanayi politikam tersine sizin sanayi politikanız olur," diyen Pettis, "Ekonominizdeki imalat payınızı azaltmanız gerekir." dedi.
Açık veren ülkelerdeki bu ayarlama, ya işsizliğin artması ya da daha yaygın olarak talebi sürdürmek için borcun (hane halkı veya mali) artması şeklinde kendini gösterir. Pettis, ABD'deki gelir eşitsizliğinin artmasıyla ticaret açıklarının ve hane halkı borcunun da artmasının bir tesadüf olmadığını ve Çin'in politikasının "esas olarak artan gelir eşitsizliğinden kaynaklanan" bir sorunu daha da kötüleştirdiğini belirtmektedir.
Daha Geniş Bağlam
Çin'in stratejisi, zaten zorlu olan küresel makroekonomik ortamı daha da karmaşık hale getirmektedir. ABD Merkez Bankası da dahil olmak üzere büyük merkez bankaları, keskin bir ekonomik gerilemeyi önlerken kalıcı enflasyonla başa çıkmaya çalışmaktadır. Tarife politikaları ve ticaret sürtüşmeleri artık enflasyon hesaplamalarına doğrudan girdi sağlamakta ve para politikası kararlarını daha karmaşık hale getirmektedir.
Çin modelinin yarattığı yapısal dengesizlikler, küresel ticaret ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesini zorlamaktadır. ABD ve Avrupa'da tartışılan daha geniş tarifeler veya sermaye girişlerine uygulanan vergiler gibi politika yanıtları, eleştirmenlere göre, bir ülkenin iç ekonomik sorunlarını ticaret ortaklarının pahasına dışa aktarmasına izin veren bir sistemi yeniden dengeleme girişimleridir. Ulusal ekonomik egemenlik ile küresel entegrasyon arasındaki bu gerilim, öngörülebilir gelecekte uluslararası ekonomik ilişkileri tanımlayacaktır.